BilimÇevreSağlık

Gürültü Kirliliğinden Korunmak İçin “biz” Olabilmek

Bu yazımda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Çevre Mühendisliği Bölümü Profesör Doktor Nüket Sivri’nin yürüttüğü “Gürültü kirliliğinden korunmak için “biz” olabilmek” isimli çalışmasını sizlerle paylaşacağım. Gürültü kirliliği ile ilgili yaptığı bu çalışmayı sizlere sunma imkanını bana tanıdığı için ülkemizin sayılı profesörleri arasında gösterilen Prof. Dr. Nüket Sivri’ye en içten teşekkürlerimi sunarım.

Sizi uykunuzdan uyandıran ses mi, gürültü mü?
Sizi rahatsız eden süreğenliği mi, ritmi mi?
Sizi başarısız kılan gürültü kirliliği olabilir mi?

Kulak tıkamaya çalıştığımız, istenmeyen, rahatsız edici ve dikkat dağıtıcı seslerkimine göre yaşlılık göstergesi, bazılarına göre eğlencenin mükemmel hali… Kimi ne kadar gereksiz, yersiz sesler diyor; kimi eğlencenin dışa vurumu… Bilinen o ki; gürültü her yaş grubunda farklı etkiler gösteriyor. Peki, sizin için etkisi nasıl ve gerçekten bir kirlilik unsuru olarak algılanabilir mi?

Ses; hem fizyolojik ve hem de psikolojik anlamda, işitme duyusu tarafından algılanan, hava içindeki titreşimlerin doğurduğu fiziksel bir olaydır. Gürültü ise genellikle istenmeyen sesler gibi tanımlanır. Bu tür sesler, rahatsız edici ve sinir bozucudur; işitme için doğrudan zararlı olabilir.  Gürültünün derin dünyasında her şeyden örnekler sunarak ipuçları verir: yüksek sesli müzik, yankı, çan ve silah sesleri, kalabalık insan topluluğu uğultusu ve birçoğu. Ama bazen insan bedeninin gurultusu ya da kahkahalar bile gürültü olabilir. Aslında bu işitsel sesin soyutluğundan öte içinde saklı olan ipuçlarıyla bize yeni bir bakış açısı da sunar. Hatta sesler ve ses toplulukları ile gürültü ve gürültü kaynakları bir kültürü tanımak için farklı bir yöntem olarak bile değerlendirilebilir. Ancak gürültü kirliliği olgusunun olumsuz etkileri değerlendirildiğinde, görme ve işitme duyumuza, endokrin ve metabolik fonksiyonlarımıza, hastalık dirençlerine, nörolojik, biyokimyasal ve farmakolojik mekanizmalara, uykumuza, performansımıza, stres oluşumuna bile neden olabilir. Tüm bunlar göz önüne alındığında “gürültü; bir su, bir toprak, bir hava gibi farklı girişim kaynakları olan bir kirlilik çeşidi” dir diyebiliriz. Ne kadar farkındayız, her yaş grubu gürültüden aynı şekilde mi etkilenir ve asıl soru: Bu zararlı etkiler önlenebilir mi?

Prof. Dr. Nüket Sivri: “Kirlilik Görünmek Zorunda Mı?”

Tüm kirlilik çeşitlerinde olduğu gibi, kirliliğin tanımı için normalden ne kadar uzak olduğunun veri ile ortaya konması ve kaynakların belirlenmesi istenir. Ses ile ilgili veriler, sesin ton kalitesini yumuşak ve ya sert olduğunu gösteren, ses şiddeti ile kulak kepçesine ulaşan sesin şiddetini ifade eden “Desibel” ile tanımlanır. Alexander Graham Bell adına saygı olarak verilen bu birim, lineer bir artış göstermez (Balcı, 1994). Kulak 0-140 dB arası sesleri algılar ve her ortam için de belirli sınır değerler geçerlidir. Birçok gelişmiş ülkede maksimal kabul edilebilir değerler 85 veya 90 dB(A) dır. Çünkü 120 dB üzerindeki değer kulakta rahatsızlık hissi yaratır ve 125-130 dB arası sesler kulakta belirgin ağrı oluştururken, 140 dB değerinde ağrı yerini kulak zarı yırtılması sonucuna kadar ulaştırır (Güler ve Çobanoğlu, 1994). Her ne kadar gürültü standartları ülkeden ülkeye değişim gösterse de bilinen gerçek, değerler normalinden ne kadar uzaklaşırsa sağlığımızın o denli tehlikede olacağıdır. Peki biz nasıl ölçebiliriz ya da etkisini nasıl bilebiliriz?

Mühendislik bilimlerinde sesin şiddetini ölçmek için sonometre, dozimetre, ses-basınç ölçerler, sürekli ölçüm izleme sistemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Profesyonel ölçüm dahi olsa, sistem bir mikrofon ve elektrik devresinden ibarettir. Bu aletleri temin etmeye çalışmak yerine bulunduğumuz ortamda ölçüm yapmak mümkün olabilir mi? Cevap EVET, hem de elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlar sayesinde… Bildiğimiz uygulamalarla ses şiddetini ölçebilmek oldukça basit, hatta bu uygulamalarda sesi ölçmekle kalmayıp, desibeline göre sesin hangi seslere benzediğiyle ilgili kavramlara bile erişebiliyoruz. Elbette ulaşabildiğimiz uygulamaların hepsinin profesyonel sonuç verip vermeyeceği tartışılabilir ancak 2014 yılında Acoustical Society of America dergisinde “akıllı telefon ses ölçüm uygulamalarının değerlendirilmesi” ile ilgili yayınlanan bir çalışmada, 130’dan fazla iOS uygulaması ve 62 Android uygulamasının 4’ü değerlendirilmiş ve sonuçta iOS işletim sistemindeki 10 uygulamanın seçim ölçütlerini karşıladığı belirlenmiştir.

Android uygulamalarında da referans değerlerden ortalama 0.07 dB (ağırlıksız) ve −0.52 dB (A ağırlıklı) farklılıklara sahip iki uygulama olduğu, hatta bazı uygulamaların “mesleki gürültü ölçümlerinde kullanım için uygun olabileceği” kanısına varılmıştır (Kardous ve Shaw, 2014). Bu ve benzer uygulamalarla, bulunduğumuz alanlarda uzun süreli ölçümler ve gürültü kaynaklarının belirlenmesi sayesinde, sağlığımızı nasıl tehdit ettiği hakkında fikir edinmemiz de mümkün olabilir.

Nasıl mı? Açıklayalım.. Dünya Sağlık Örgütü  (World Health Organization: WHO)’ne göre; “Gürültü, insan sağlığına ciddi şekilde zarar veren ve insanların okulda, işte, evde ve boş zamanlarında günlük aktivitelerine müdahale eden hatta uyku düzenini bozabilen, kardiovasküler ve psikofizyolojik etkilere neden olabilen, performansı düşürebilen ve davranış biçimlerini değiştirebilen bir sorun”dur. Bu sorun, Çevre Bilimleri uzmanlarınca, uzun süredir kirlilik çeşitlerinden biri olarak kabul görmüş ve etki mekanizmaları araştırılmıştır.

Günlük yaşamda hem işitsel hem de işitsel olmayan sağlık etkilerine neden olan gürültü, mesleki ortamlarda oldukça yaygın görülen “gürültüye bağlı işitme kaybı”na neden olabilmektedir (Basner vd., 2014; Engdahl and Tambs, 2010). İç kulağı koruyan anatomik ve fizyolojik yapılar ise bu tahribatı tam olarak önleyememektedir (Kryter, 1970; Loeb, 1986; Ehlers and Graydon, 2011). Vardiyalı çalışanların uyku düzeni etkilendiği ve stres unsuru olduğu için risk oluşturmaktadır. İşitme kaybı yanı sıra, işitme bozukluğu, konuşma iletişiminde bozukluk, uyku bozuklukları, psikolojik ve performans etkileri ile kişisel rahatsızlık hissi de yaygın ilave şikâyetlerdir  (Kryter, 1994; Virtanen ve Notkola, 2002). Gürültünün psikolojik etkileri üzerine 128 ofis çalışanı ile yapılan bir çalışmada, gürültülü ve daha az gürültülü ortamlarda iş stresinin etkileri araştırılmış, daha az gürültülü ortamın gürültülü ortama oranla iş stresinin olumsuz etkilerini baskıladığı sonucuna varılmıştır (Leather vd., 2003).

Peki ya uyku ??? Uyumadan yaşayamayan ve kaliteli uyku için masraftan kaçınmayan bizler, uyku problemlerinin altında yatan unsurlardan birinin gürültü olduğunun farkında mıyız? Bilişsel bozukluk ve depresif ruh hali gibi önemli sağlık yansımaları ve kardiyovasküler, endokrin ve bağışıklık fonksiyonu üzerinde olumsuz etkileri olan gürültü hakkında ne biliyoruz? Gece periyodunda çevresel gürültünün, stres yanıtı biçiminde ölçülebilir biyolojik değişiklikleri kışkırttığını ve uyku mimarisini ve öznel uyku kalitesini açıkça etkileyebildiğini? Bu ölçülebilir etkilerin ve rahatsız edici uykunun öznel hissinin yanı sıra, gece çevresel gürültü ile mücadele eden insanların genellikle ertesi gün uykusuzluk, yorgunluk yanı sıra ruh hali değişiklikleri ile refah ve bilişsel performansın azalmasından da muzdarip olduğunu?  (Zaharna and Guilleminault, 2010; Fyhri ve Aasvang, 2010).

Bu yazıda bulacağınız en enteresan çalışmalardan biri ise, gürültünün hastalıklara karşı dirence olan etkileri olsa gerek. Nasıl olabilir sorusuna yanıtı, Jensen and Rasmussen yaptıkları çalışma ile şöyle yanıtlıyor. “Çeşitli hastalıklara sahip denekler, gürültüye maruz bırakıldığında hastalıklara karşı dirençlerinin daha düşük olduğu tespit edildi. Ama asıl şaşırtıcı olan, hastalığı olmayan kontrol grubunun gürültüye maruz bırakılması ardından, vücut dirençlerinin bir önceki deneklerde olduğu kadar düşmesi sonucuna ulaşılması oldu” (Jensen ve Rasmussen, 1970).  

Hastalığı olmadan direnci düşebilen bireyler varsa, çocuklar ve gençler nasıl etkilenebilir?  Her ülkenin önem verdiği özel yaş kuşağındaki bu bireylerin eğitimi, öğretimi ve sağlığı ile gürültü ilişkisi konusunda yapılan çalışmalar bir o kadar fazla… Çocuklar,  gürültüye karşı daha savunmasız, yatakta yetişkinlerden daha fazla zaman geçiren ve gece gürültüsüne daha fazla maruz kalan özel yaş grubu. Bebeklik döneminde gürültülü ortamlarda bulunan deneklerin, hırçın davrandığı, maruziyete bağlı olarak beslenme bozuklukları görüldüğü tespit edilmiş. Artan yaşlardaki çocukluk döneminde, gürültü nedeni ile sağlık sorunları ve akademik başarı etkileri araştırılmış. Çocuklarda dış ortam çevresel gürültünün yanı sıra, iç ortamlarda özellikle evde ve sınıftaki gürültünün etkisi üzerine çalışılmış. Sonuçlar çok etkileyici… İlkokul seviyesindeki çocukların gürültü sorunu yüzünden öğrenme,  okuma gibi dil içeren görevler ve dikkat bozukluğu,  sorun çözme ve bellek içeren yüksek bilişsel işleme talepleri olan görevlerde başarısızlık en sık rastlanan etkiler olarak belirlenmiş. Aynı çalışmada, kronik gürültüye maruz kalmanın çocuklar üzerindeki genel etkilerinin; sürekli dikkat ve görsel dikkat eksikliği olduğu, zayıf işitsel yetenek ve konuşma algısına ilaveten ulusal standart testlerde daha düşük okuma yeteneği ve okul performansına sebebiyet verdiği kanıtlanmış (Shield ve Dockrell, 2003). Bu verilere duyarsız kalmak elbette mümkün değil. Ama bir standart okumak isterseniz, Dünya Sağlık Örgütü yönergelerinde yer alan “iyi  eğitim ve öğretim  koşulları sağlamak ve kaliteli bir uyku için gece boyunca sesin 30’dan az (max 30-40dB (A)) ve sınıflarda 35 dB’den (A) daha az olması” önerisini hayata geçirebilirsiniz.  

Demek ki asıl sorgulamamız gereken etrafımızda duyduğumuz sesler, hangi seviyeye ulaştığında bizim için tehlike sinyalleri çalıyor? Sayısal olarak ifade edip yanıtı daha anlamlı hale getirebilmek için, gelin işitme sağlığımız hakkında bilgilendirme yapan EarQ adlı bir kuruluşun oluşturduğu şemayı inceleyelim… Şemada her aktivite için Desibel cinsinden ifadeler yer alıyor. Örneğin nefes almak 10 dB, bulaşık makinesi sesi 75 dB, gök gürültüsü 120 dB. Ve hatta çoğu kuşun ölümüne sebep olan havai fişeklerin 145 dB şiddetinde olduğunu biliyor muydunuz? Yüksek sesle müzik dinlemeyi seven hatta bazı dönemlerde kendilerini yüksek sesli müzik ile ifade etmek isteyen gençlerin, bir rock konserinde 140 dB’e kadar çıkabilen sese maruz kalabileceğini?  Artık biliyorsunuz. Kolayca ölçebileceğiniz ve bu şemada sizin için ne anlama geldiğini bulacağınız konumdayız. Belki de ebeveyn olarak farkındalık yaratmak adına, çocuklarımıza deneysel çalışma bile yaptırabiliriz. Bilginin uygulamaya dönüşmesi ve davranış biçimi olarak kalıcılık kazanması, “biz” olmayı arzu ettiğimiz toplumun temel taşı değil midir?

Etrafımızdaki seslerin minimumdan maksimuma desibel ile ifade edilişi. (Maviden kırmızıya doğru işitme sağlığına olan zararı artmaktadır.)

Doğa size sesler konusunda güzel hediyeler sunarken, sizin doğayı rahatsız ettiğiniz düşüncesine kapıldığınız oluyor mu? En gelişmiş canlı gruplarından olan memeliler, gürültüden bizler gibi etkileniyor mu? Düşük frekanslı akustik sinyaller kullanarak iletişim kuran Eubalaena cinsi balinalar, sizce büyük gemilerden kaynaklı gürültüden etkilenebilir mi? Hatta çakışan akustik sinyaller nedeni ile bir daha yuvalarını bulamayacak kadar davranış değişikliği gösterebilirler mi? Nasıl mı?  

Tarih 11 Eylül 2011,  New York İkiz Kuleleri için facia günü… Sonrasında Kanada’nın Fundy Körfezi’ndeki gemi trafiğini bile etkileyecek büyük bir olay.. Öyle ki, su altında 6 dB’lik (150 Hz’in altında) bir azalma yaratacak kadar etkili.. Ama ne oluyor biliyor musunuz? Bu gürültünün azalmasıyla,  Kuzey Atlantik balinalarında (Eubalaena glacialis) strese bağlı fekal hormon metabolitlerinin (glukokortikoidler) başlangı​ç düzeylerinin azaldığı tespit ediliyor. Bu veri aynı zamanda gemi gürültüsü ile kronik stres yaşadıklarının yani gürültünün azalmasıyla streslerinin azalmasının da bir göstergesi. Sadece biz değil doğadaki her birey de gürültüden nasibini aldığının da göstergesi maalesef…

Gürültü bir çeşit kirlilikse, sizce gürültü ile yaşamaya alışmak mı gerekiyor ya da gürültüden arınmak, doğayla barışmak için yapılabilecekler var mı? Aslında çok da kolay. Sadece 3 aşama: Kaynakta kontrol, Alıcıda kontrol ve Çevrede kontrol… Her bir aşamada yapılması gerekenler, her ülkede kabul gören standartlarla tanımlanmış. Kontrolün ilk aşaması “ses seviyesi ölçümü ile gürültünün frekans ve şiddetinin belirlenmesi”. Eğer bir iş yeri ise kişisel koruyucularla yapılan gürültü önleyici çabalar, kaynakta azaltılmasına yönelik önlemler ve çevresel tedbirler çoğu kez yeterli oluyor (Dirican, 1993; Uçan, 2018). Örneğin, dış kulak yoluna konulan poliüretan tıkaçlar, düşük frekanslarda 25 dB(A), yüksek frekanslarda 40 dB(A) kadar seslerin şiddetinin azalmasını sağlayabiliyor. Sonrasında ölçülen “çalışan verimi” değerleri ise başarıyı tasdikler nitelikte.

Her gün yaşadığımız ortamlarda bizi en çok etkileyen ve stres yaratan temel sorunlar için maalesef kişisel tedbirler değil “çevresel kontrol” büyük rol oynuyor. Aslında toplumsal duyarlılık bir nevi çevresel kontrolü de beraberinde getiriyor. Araçta gürültünün azaltılmasına yönelik önlemlerden, bina planlamalarına; çift cam gibi teknik özelliklerden, otoyol uygulamalarına; sessiz park alanları oluşturmaktan, bireysel davranışlara kadar hemen hemen her unsur toplumsal duyarlılık ile ilgili.. Siz elinizden geldiğince gürültüden korunmaya çalışsanız da, bulunduğunuz ülke ve yaşadığınız çevredeki gürültüyü tek başınıza engellemeniz mümkün olamıyor. Ancak kişilerin bencillikten uzak “biz” anlayışlı yaklaşımları, toplumlarda olağan gürültü düzeyi kabullenişi yerine sağlıklı toplum olmayı sağlıyor. İnsanların kent yaşantısından kaçar adım doğada dinlenebilme arzusu, bu alanları sahiplenme dürtüsü oluşturuyor. Aslında çevre koruma ve insan yaşamının huzuru için gürültünün ciddi bir çevre sorunu olarak kabul edilmesi ve bu soruna karşı önlemler geliştirilmesi, bebeklikten yaşlılığa sağlıklı bir toplum olabilme şansını da beraberinde getiriyor. Belki de en ciddi arınma, gürültüden korunma adına yasalar ve cezalar değil de “biz” olabilme sanatıdır. Ne dersiniz, “BİZ” olmayı ve sağlıklı kalmayı “TEK SAĞLIK” çatısı altında başarabilir miyiz?


Yeri bende çok değerli olan sevgili Nüket Sivri’yi bu başarılı çalışması için tebrik eder, en içten iyi dileklerimi ve saygılarımı sunarım. Yazının tamamını bulabileceğiniz dergiye erişebilmek için bize ulaşabilirsiniz.

Share:

Bir Cevap Yazın